İki basit yaklaşım var:
1. Ticari alacaklarda (mal/hizmet satışından doğan alacaklar): Geçmişte benzer alacaklardan ne kadarının tahsil edilemediğine bakılır (örneğin "90 günü geçmiş alacakların geçmişte %60'ı hiç tahsil edilememiş") ve bu oran, güncel alacaklara uygulanır. Ayrıca "önümüzdeki dönem ekonomi nasıl olacak, daha mı kötü daha mı iyi" beklentisi de bu orana eklenir.
2. Kredilerde (banka kredileri gibi): Üç şey sorulur:
- Kaç TL risk var? (borçlu ödeyemezse elde ne kalır)
- Ödeyememe ihtimali ne kadar? (yüzde kaç şansla ödenmeyecek)
- Ödenmezse ne kadarını kaybederiz? (teminat varsa bir kısmı kurtulur)
Yine bir örnekle görelim. Bu kez bir arkadaşınıza 10.000 TL borç verdiniz, o da "ödeyemezsem diye" size değeri 6.000 TL olan bir şeyini (mesela saatini) teminat olarak bıraktı. Şimdi aynı üç soruyu bu örneğe soralım:
- Kaç TL risk var? Arkadaşınız bir gün ödeyemez hale gelirse, o anda size olan borcu tam 10.000 TL. Yani risk tutarı 10.000 TL.
- Ödeyememe ihtimali ne kadar? Arkadaşınızı biraz tanıyorsunuz, işi biraz dalgalı — diyelim ki %10 ihtimalle bu borcu ödeyemez hale gelir.
- Ödenmezse ne kadarını kaybederiz? Ödeyemezse elinizde teminat olarak saati var, onu satıp 6.000 TL alabilirsiniz. Yani 10.000 TL'lik borcun sadece 4.000 TL'si gerçek kayıp olur — kayıp oranı %40.
Şimdi bu üçünü çarpalım: 10.000 TL (risk) × %10 (ödeyememe ihtimali) × %40 (kayıp oranı) = 400 TL.
Yani siz, bu 10.000 TL'lik alacağınızın ortalama 400 TL'sini hiç göremeyebileceğinizi baştan biliyor ve ona göre hazırlıklı oluyorsunuz. Bankalar da milyonlarca kredi için, her biri için ayrı ayrı, tam olarak bu hesabı yapıyor.
Ayrıca kredinin risk durumuna göre 3 aşamaya ayrılır: normal seyreden krediler için sadece gelecek 1 yılın riski hesaplanır; riski belirgin şekilde artmış veya zaten sorunlu hale gelmiş krediler için ise kredinin sonuna kadarki tüm risk hesaba katılır.